HADİ BABA BANA BAK, BANA TEMAS ET, BENİ İNŞA ET

İnsanın dünya yolculuğu normal şartlarda anne ile başlıyor olsa da baba bu evrede aslında her zaman çocuk için katkı sağlayandan çok daha fazlasıdır. İnsan yavrusu en korunaklı, en huzurlu olduğu yer olan anne karnından dünyaya doğar ve öykünün ilk travması ile serüvenine başlar. Çok aciz, çok muhtaç, çok yoksun olan bebek; sesine, tenine, kokusuna muhtaç olduğu anneye tutunur. Anne, kendi deforme olmuş bedeni ve ruhsallığına rağmen bebeğine bakım vermeye çalışır. İkili arasında yapışık bir ilişki başlamıştır. Bebek anneyi başka bir nesne olarak göremez, onu kendine ait bir parça olarak algılar. Annenin meme aracılığı ile yavrusuna akıttığı bakım ve şefkatle, ikili arasında kuvvetli bir bağ kurulur. Peki tüm bunlar olurken baba nerededir? Bebeğin babaya ihtiyacı nerede başlar? Baba bu ikili arasında yerini ne zaman almalıdır? Aslında babanın varlığı bebek için başlangıçtan bu yana oldukça önem taşımaktadır. Daha ilk aylarda bebeğin gözü anneden başka birini görmese de babanın bebeğine ulaşması, ruhsal ve mental yapının güçlenmesi için çok kıymetlidir. Baba bebeğine anne aracılığı ile ulaşmalıdır. Annenin alt üst olmuş dünyası, baba tarafından kucaklanmadıkça, annenin bebeğine olgun bir şefkatle bağlanması oldukça zor olacaktır. Baba birbirine meftun olmuş bu ikiliden kendini asla ayrı konumlandırmadan annenin bakımını üstlenerek bebeğine sevgi yatırımına başlamalıdır. Baba anneye ne kadar gönülden destekçi, kendi yavrusunun varlığına ve bakımına ne kadar hevesli olursa, anne de o kadar kendi yavrusuna döner ve bebeğin ilk travması sarılmaya başlar. Zamanla bebek kendinin anneden bağımsız bir varlık olduğunu algılar ve gözleri anneden başka birine doğru kayar. Annenin hayatında kendinden başka biri daha vardır: “Baba”. Anne, başka birine de ilgi ve sevgi vermekte hatta o başkası ile uyumaktadır. Artık yavaş yavaş baba sahneye çıkmaya başlar ve çocuk için öteki kavramı oluşur. Baba, anneden sonra çocuğun ruhsal dünyasını şekillendirmeye başlar.

Çocuğun kendilik oluşumunda “ben”in aynadan doğacağını kabul edersek ilk aşk nesnesi olan anne, çocuk için ilk aynadır. Birincil aynalanma evresinde çocuk kendini annenin gözlerinde tarif için anneye döner “anne bak ne yaptım”? sorusu ile tanımlı bu evrede çocuk anneye kendisini tarif imkânı tanır ve annenin tarifiyle kendini inşa eder. Bu evrede çocuğun anneye kendilik soruları duvara çarpar ters aynalanırsa, yani “anne bak” diye tarif bekleyen çocuk; evi ne hale getirmişsin diye yineleyen şekilde azarla yanıt bulursa bu evrede takılır. Hayatı boyunca “bakın ben ne yaptım” diye görünmeye çalışması muhtemeldir artık. Anne bu soruları ne kadar desteklerse, çocuğu ne kadar aynalarsa çocuğun görülme ihtiyacı karşılanarak ibreyi babaya çevirir ve ikincil aynalanma için babaya yönelir.

Çocuk artık muhtemelen 3 yaş civarındadır ve ben kendimi yeterli buluyorum ama acaba dış dünya nasıl bir yer sorusunun cevabını babada arar. “Baba sen çok güçlüsün dimi?”, “Hiçbir şeyden korkmazsın dimi?” soruları ile gözünü babaya çevirir. Çocuğun gözünde baba çok güçlüdür. Çocuk, babanın kuvvetinin bir parçasını ona vermesini bekler. “Güçlüyüm, sen de bu gücün bir parçasısın” mesajını alan çocuğun aynalanma ihtiyacı karşılanır. Baba bu aşamada yetersiz ise; anne babayı silmiş ise ya da baba, çocuğun “baba bak” teklifini sürekli anneye yönlendirirse, ikincil aynalanmayı eksik bırakır ve çocuk bu evrede takılır. Anne istediği kadar doyursun bu evrede takılan çocuk, dünya karşısında güçsüz hisseder. Anne özne ise baba nesnedir. Anne ben ise baba ötekidir, dünyadır ve babayla kurulamayan ilişki; otoriteyle, dünyayla kurulamayan ilişkiyi anlatır. Baba ilişkisinden uzlaşmayla çıkılmamışsa, babayı temsil eden her şey karşısında pasif hissetmek kaçınılmazdır.  İkincil aynalanma ihtiyacı karşılanmamış her çocuk, yeniden aynalanmak üzere baba arayışına devam eder. Bu nedenle sürekli grup üyeliğinin, aşırı itaatin, fanatizmin buraya denk düşmesi tesadüf değildir.

Ben ve öteki kavramlarını öğrenen çocuk, artık cinsiyetin de farkındadır. Karşı cins ebeveynin cinsel organının farklı olduğunu bilir. Kız çocuk flörtöz şekilde babaya sokulur; erkek çocuk, annenin mahremiyetini merak eder. Bu evre artık kendi cinsiyet kimliğimizle ilişkimizde, karşı cinsle ilişkilerimizde belirleyici rol üstlenir. Kız çocuk anne ve baba arasındaki farklı türden ilişkiyi fark etmiş ve araya girmek üzere babaya sokulmuştur. Baba da kendisinin anneye ait olduğunu gösterir. Sağlıklı olan budur. Anne, baba, kardeşlerin yasak oluşu tavırlarla anlatılır. Çocuk yasayı içselleştirerek babanın anneye ait olduğu düşüncesi ile babadan vazgeçer. Ancak bu aşamada üslup çok önemlidir. Çocuğun utandırılmadan, ezilmeden reddedilmesi gerekir. Anne kız çocukla rekabetinde çocuğu tehdit ve ceza ile korkutmamalıdır. Yasa ile ezilmeden ya da yasaya galip gelmeden defteri kapatma çabası en sağlıklı yoldur.  Yasayla ezilen kız çocuk, kadın kimliğinden utanmayı ve hislerini bastırmayı öğrenir.

Erkek çocuk da anneye sokulur ve babayla rekabete girer. Anneyle kendisi evlenme planları kurar ve babayı devre dışı bırakma peşindedir. Bu güç savaşında çocuğun bu savaştan ezilmeden malüp çıkması çok önemlidir. Anne babaya aittir ve çocuk anneden vazgeçer. Baba bu evrede hiddetle, tehditle davranırsa çocuk anneden korkuyla uzaklaşır ancak asla vazgeçmez. Baba karşısında “hayır” demeye izni olmayan erkek çocuk kendi yolunu çizemez ve kimliği silinir. Fazla bastırılan, merakı yok edilen erkek çocuğunun kadın algısı zarar görür. Kadının normal bir insan olduğu özümsenemez. Kadın; anne ve şehvet duyulan olarak keskin bir bölmeye uğrar. Dişillik dışında kadının var olması ve onunla ilişki kurulması mümkün değildir artık. Erkek kadının kadınlığını bilerek büyümedikçe geriye sadece anne kalır. Eşin kadın oluşuna tahammül edemeyerek, onu anneye dönüştürmek de buraya denk düşer. Şehvetin başka kaynak araması da muhtemeldir artık.

Kız çocuk bu evrede utandırılırsa kendi cinsinden uzaklaşmayı öğrenir. Baba, kız çocuğunun ruhsal dünyasına giremezse; ona dokunamaz, sarılamazsa, kız çocuk sevgisizlikle yetişkin olur. Uzak bir babayla büyüyen kız çocuğun uzak ve soğuk bir eş seçmesi tesadüf değildir. Baba benzeriyle aynı hikâyeden farklı sonuç umuduyla bilinçdışı yolun peşine düşer. Ama maalesef aynı hikâyeden çıkan sonuç da yüksek ihtimal aynı olacaktır.

Velhasıl çocuk, yasa ile ezilerek değil, yasayı alt ederek hiç değil, yasayı içselleştirmesi ile karşı cins ebeveyninden vazgeçmeye karar verir. Yaşamak zorunda olduğu ödipal karmaşa ya da endişe şüphesiz yapılandırıcı ve sağlıklıdır.

Çocuğun eksiğini kabulü, sınırlarını çizmesi, vazgeçebilmesi, bitirebilmesi, hazzı erteleyebilme yetisi buraya denk düşer.

Hakeza vazgeçememenin, başlayıp bitirememenin, değersiz kendiliğin, sonsuz suçluluğun, bol isyanın ya da kör teslimiyetin de buraya denk düşmesi gibi.

Psikolog Dilek EKEN

1, “HADİ BABA BANA BAK, BANA TEMAS ET, BENİ İNŞA ET” hakkında görüş bildirdi

  1. Merhaba 3.5 yaşında kızım 6 aylıktan beri babayla uzak büyüyor.baba yurtdisinda 1 yılı aşkın süredir sadece görüntülü arama ile görüşme sağlıyoruz.bu durumda nasıl davranmanız gerekir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir